top of page

İnsan Zihni Neden Obsesyon Üretir?

  • Yazarın fotoğrafı: Suadiye Psikoterapi
    Suadiye Psikoterapi
  • 29 Eyl 2025
  • 3 dakikada okunur

Obsesyonlar, insan zihninde istemsizce beliren, tekrarlayıcı ve genellikle rahatsızlık verici düşünceler olarak tanımlanır. Çoğu zaman kişinin değerleriyle çelişen bu düşünceler yoğun kaygıya yol açar ve günlük yaşamı olumsuz etkileyebilir. Hepimizin zaman zaman aklına gelen “Acaba kapıyı kilitledim mi?”, “Ocağı açık mı bıraktım?” ya da “Yanlış bir şey mi söyledim?” gibi düşünceler aslında obsesyonların en yalın örnekleridir. Bu düşünceler kısa süreli olduğunda sıradan kabul edilir, ancak sürekli hale geldiğinde işlevselliği bozar ve kişinin yaşam kalitesini düşürür. İşte bu noktada obsesyonların neden ortaya çıktığını anlamak büyük önem taşır.


Psikolojik açıdan obsesyonların temelinde yüksek düzeyde kaygı ve belirsizliğe karşı düşük tolerans yer alır. İnsan zihni belirsiz durumlarla karşılaştığında, olası tehditleri öngörmeye ve kontrol etmeye çalışır. Bu durum, zihnin sürekli olarak “ya şöyle olursa” sorularıyla meşgul olmasına yol açar. Özellikle “düşünce-eylem eşitliği” adı verilen bilişsel çarpıtma, kişinin yalnızca bir düşünceye sahip olmasını bile onu gerçekleştirmiş gibi hissetmesine neden olur. Örneğin “Sevdiğim kişiye zarar verebilirim” düşüncesine kapılan bir birey, bu düşünceyi yalnızca zihninden geçirmiş olmasına rağmen, sanki gerçekten böyle bir eylemi gerçekleştirmiş gibi yoğun suçluluk hissedebilir. Bu da düşüncenin daha sık ve daha güçlü şekilde geri dönmesine zemin hazırlar.


Nörobilimsel araştırmalar obsesyonların biyolojik temellerine ışık tutar. Beynin hata algısı, karar verme ve kontrol süreçlerinde görev alan orbitofrontal korteks, anterior singulat girus ve bazal ganglionlarda anormal aktiviteler tespit edilmiştir. Bu bölgelerdeki aşırı uyarılma, kişiye sürekli bir şeylerin yanlış olduğu hissini yaşatır. Ayrıca serotonin düzeyindeki dengesizlikler de obsesif düşüncelerle ilişkilendirilmiştir. Serotonin, ruh halini, kaygıyı ve davranış kontrolünü düzenleyen önemli bir nörotransmitterdir. Dolayısıyla serotonin sisteminde meydana gelen bozulmalar, düşüncelerin sürekli tekrarlanmasına ve bireyin onları zihninden uzaklaştıramamasına yol açabilir.



Evrimsel açıdan obsesyonlar, insanın hayatta kalma mücadelesinin bir parçası olarak da yorumlanabilir. Atalarımızın yaşadığı doğal çevrede, potansiyel tehlikelere karşı sürekli tetikte olmak yaşam şansını artırıyordu. Bir yiyeceğin zehirli olup olmadığını tekrar tekrar düşünmek ya da barınağın güvenliğini defalarca kontrol etmek, hayatta kalmak için avantaj sağlıyordu. Bu aşırı güvenlik sistemi günümüz koşullarında gereksiz hale gelse de, zihnimizde hala aktif kalmaya devam ediyor. İşte bu nedenle modern dünyada kapının kilitli olup olmadığını defalarca kontrol etme ya da aynı düşünceyi zihinde döndürüp durma ihtiyacı doğabiliyor.


Obsesyonların yalnızca biyolojik ve evrimsel değil, toplumsal ve kültürel yönleri de vardır. İnsanların yetiştikleri toplum, sahip oldukları değerler ve inanç sistemleri obsesyonların içeriğini büyük ölçüde etkiler. Katı dini kuralların baskın olduğu toplumlarda günah işlemekle ilgili obsesyonlar sık görülürken, başarı odaklı toplumlarda mükemmeliyetçilik ya da işte hata yapma korkusu ön planda olabilir. Aynı şekilde ailelerin çocuklarına yüklediği beklentiler, bireyde kontrol ve sorumlulukla ilgili obsesif düşünceleri tetikleyebilir. Bu da obsesyonların yalnızca kişisel bir sorun değil, aynı zamanda toplumsal bir ürün olduğunu gösterir.


Sonuç olarak, insan zihninin obsesyon üretmesi tek bir nedene indirgenemez. Psikolojik yatkınlıklar, biyolojik hassasiyetler, evrimsel olarak kökeni güvenlik mekanizmalarına dayanan düşünce kalıpları ve toplumsal-kültürel normlar bir araya geldiğinde obsesyonlar ortaya çıkar. Bu çok boyutlu bakış, obsesif düşünceleri sadece zihinsel bir “yanlışlık” olarak görmemize engel olur. Aksine, obsesyonları insan zihninin evrimsel mirasının, biyolojik işleyişinin ve toplumsal koşullarla etkileşiminin bir sonucu olarak anlamamızı sağlar. Böylece obsesyonlarla baş etmek için geliştirilen yaklaşımlar yalnızca semptomları azaltmaya değil, aynı zamanda insan zihninin karmaşık doğasını anlamaya da katkı sunar.


Suadiye Psikoterapi | Bağdat Caddesi

Bağdat Caddesi’nde yer alan Suadiye Psikoterapi, alanında uzman ekibiyle danışanlarına profesyonel ruh sağlığı hizmeti sunmaktadır. Merkezimizde, Psikiyatrist Dr. Turan Çetin ve Klinik Psikolog Beste Bektaş, bilimsel temellere dayalı terapi ve danışmanlık yaklaşımlarıyla hizmet vermektedir.


Psikoterapi, psikiyatri desteği ve bütüncül ruh sağlığı çözümleri için bizimle iletişime geçebilir, güvenli bir terapi süreci için randevu alabilirsiniz.

 
 
 

Yorumlar


Yeşil yapraklı bitki, beyaz zemin üzerinde, bitki detayları ve Ana Sayfa

İletişim

- Adres

Suadiye Mahallesi, Bağdat Caddesi, Vapuryolu Sokak, No:2/1,
Tunç Apt. Kadıköy / İstanbul

- Telefon

Psikiyatrist Dr. Turan Çetin - 0530 500 97 40

Klinik Psikolog Beste Bektaş - 0534 260 23 25

bottom of page